MUHTEMEL DEPREMLERE KARŞI HAZIRLIKLAR
ARTIRILMALI!
Türkiye,
aktif fay hatları üzerinde yer alan ve büyük depremlerin yaşandığı bir ülkedir.
İki yıl önce, 6 Şubat 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler,
54 binden fazla can kaybına neden olmuş, milyonlarca insanımızı derinden
etkilemiştir. Ancak yaşanan bu büyük felakete rağmen, depremlere karşı yeterli
hazırlığın yapıldığını söylemek maalesef mümkün değildir.
Ege ve
Marmara Bölgeleri başta olmak üzere, ülkemizin farklı bölgeleri için uzmanlar
tarafından deprem uyarıları yapılmaktadır. İstanbul'da beklenen büyük depremin
milyonlarca insanın hayatını tehdit ettiği belirtilmektedir. Öte yandan Ege
Denizi’ndeki Yunan adalarında son günlerde yaşanan deprem fırtınası, bölgede
bir hareketliliğin olduğunu göstermektedir. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı
(AFAD) ile Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından yapılan
açıklamada, 28 Ocak itibariyle Ege Denizi'nde yoğunlaşan sismik hareketliliğin
ve buna bağlı olarak yaşanacak volkanik hareketliliğin Türkiye'yi de
etkileyebileceği ifade edilmiştir.
Tüm bu
bilimsel verilere ve uyarılara rağmen gerekli tedbirler alınmamaktadır. Muhtemel
bir büyük depreme karşı kentsel dönüşüm süreçleri ya hiç işlememekte ya da
oldukça ağır ilerlemektedir. Riskli binalarda hâlâ insanlar oturmaktadır,
altyapı çalışmaları yetersizdir ve halkın bilinçlendirilmesi konusunda
eksiklikler bulunmaktadır. İstanbul ve diğer büyük şehirlerde hazırlıkların
yetersiz olması, büyük bir felakete davetiye çıkarmaktadır.
Türkiye, bir
deprem ülkesidir ve geçmişte yaşanan acıların bir daha tekrar etmemesi için
gerekli önlemler derhal alınmalıdır. Kentsel dönüşüm süreçleri hızlandırılmalı,
altyapı çalışmaları tamamlanmalı, acil durum planları güncellenmeli ve toplum
deprem konusunda bilinçlendirilmelidir.
Deprem
olmadan harekete geçmek zorundayız!
GÜVENLİ SOKAKLAR, ACİL ÖNLEM
Sokaklardaki
başıboş köpeklerin saldırıları sonucu meydana gelen ölümler, yaralanmalar ve
yaşanan trafik kazaları, kamuoyunun gündeminden düşmeyen ciddi bir güvenlik
sorunudur. Bu sorun insan hayatını doğrudan tehdit etmeye devam etmektedir.
Bir devletin
en öncelikli görevi, vatandaşlarının can güvenliğini sağlamaktır. Güvenli
sokaklar ve şehirler, her vatandaşın en temel hakkıdır.
Başıboş
köpekler, vatandaşların can güvenliği ve toplum sağlığı için ciddi bir tehdittir;
yalnızca fiziksel yaralanmalara değil, toplumun genel sağlığına ve psikolojik
huzuruna da ciddi zarar vermektedir.
Bu tehdit
karşısında insanların kendilerini savunma imkânları oldukça kısıtlıdır.
Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kadınlar, saldırgan köpekler karşısında büyük
bir risk altındadır. Bu nedenle ilgili bakanlıklar ve belediyelerin, insan
hayatını önceleyen acil tedbirler almasını, sokakların daha güvenli, temiz ve
yaşanabilir hale getirilmesini talep ediyoruz.
HALKIN SAĞLIĞI, HUZURLU BİR TOPLUMUN
TEMELİDİR
Sosyal
devlet anlayışı, vatandaşların temel haklarını güvence altına almayı hedefler.
Vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimi, bu hakların başında gelir. Ancak
kamu hastanelerinde yaşanan yoğunluk, altyapı eksikliği, personel yetersizliği
ve son zamanlarda bazı tedavi masraflarının vatandaşlara geçmişe oranla daha
fazla yansıtılması, devletin, vatandaşa karşı bu sorumluluğunu tam olarak
yerine getirmediğini göstermektedir.
Gelir
dağılımı adaletsizliği, sağlık hizmetlerine eşit erişimi engellerken
karşılanmayan masraflar halk için ciddi bir ekonomik yük oluşturmaktadır. Bu
sebeple sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırıcı politikalar uygulanmalı,
ücretsiz sağlık hizmetleri genişletilmeli, ilaç ve tedavi destekleri
artırılmalıdır. Devletin karşılamadığı bazı tetkik, ilaç veya protez
masrafları, özellikle kronik hastalığı olanlar için ekonomik bir yıkım anlamına
gelmektedir. Tedavisi geciktirilen hastalar, daha ciddi sağlık sorunlarıyla
karşılaşmakta ve bu durum uzun vadede devlete daha yüksek maliyetler
getirmektedir.
Koruyucu
sağlık hizmeti veren sağlık kuruluşlarının altyapıları güçlendirilerek yataklı
sağlık kuruluşlarının yükü hafifletilmeli ve hastanelerdeki yığılmaların önüne
geçilmelidir. Bu, sağlık sisteminin daha verimli ve sürdürülebilir bir şekilde
işlemesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Sağlıklı
bireyler, güçlü bir toplumun temelidir. Sosyal devlet ilkesi gereği
vatandaşların sağlığını koruyacak adımların bir an önce atılması elzemdir. Sağlık,
bir lütuf değil, temel bir haktır. Devletin bu hakkı korumak için attığı her
adım, toplumun refahını ve geleceğini güvence altına alacaktır. Unutulmamalıdır
ki halkın sağlığı, huzurlu bir toplumun ve güçlü bir devletin teminatıdır.
TRUMP’IN GAZZE PLANI
Siyonist rejiminin soykırım finansörü ABD Başkanı Trump,
'Filistinlileri Gazze’den sürerek bölgeye el koyma planını' açıkça itiraf
etmiştir. Bölge ülkelerinin karşı çıkma ihtimaline karşın Filistinlilerin
geçici olarak Ürdün ve Mısır gibi ülkelere yerleştirilmesi ve ardından Fas ve
Somaliland gibi bölgelere taşınması hedeflenmektedir. Filistinlileri
yerlerinden sürerek Gazze'yi siyonist rejim ve yabancıların kullanımına sunmayı
hedefleyen bu plan, açıkça bir etnik temizliktir.
Trump’ın
açıklamasına karşı duruş sergileyen Ürdün ve Mısır’ın, siyasi ve ekonomik
şantajlarla Filistinlilerin “geçici barınma merkezi” planına teslim olmaması
için bölgesel bir ittifakın kurulması gereklidir.
Siyonist
terör rejiminin sözde Başbakanı Netanyahu ABD’nin de desteğiyle sağ kalan
esirlerin teslim alınmasının ardından savaşa geri dönmeyi planlamakta, sağ
kalan Gazzelilerin ABD’nin planı doğrultusunda Gazze’den çıkmaya zorlanması
hedeflenmektedir.
Özellikle
Trump'ın etnik temizlik anlamına gelen ve saha gerçekliğiyle bağdaşmayan
açıklamaları, ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasını sabote etme ve Filistin
üzerinde bir baskı unsuru oluşturma amaçlıdır. Bu sinsi plana karşı bölge
ülkeleri uyanık olmalı ve sahada destansı bir mücadele yürüten Filistinli
direniş gruplarının kazanımlarını masada korumalıdır.
15 ay süren soykırımı izleyen bölge ülkeleri bu ateşin tüm
bölgeyi yakacağı gerçeğiyle artık yüzleşmelidir. İslam İşbirliği Teşkilatı
olağanüstü toplantıya çağrılarak somut kararlar alınmalıdır. Türkiye başta
olmak üzere teşkilat bünyesindeki devletler, siyonist terör rejimini tanımaktan
vazgeçmeli, “işgalci güç” olarak ilan etmelidir. Terör rejimiyle tüm
diplomatik, askeri ve ekonomik ilişkiler sona erdirilmelidir.
Gazze’de
siyonist terör rejiminin bölgeye yardım girişini de hedef alan ateşkes
ihlallerine karşı teyakkuzda olunmalı, bölge halkının insani ihtiyaçlarının
şartsız karşılanması sağlanmalıdır. İslam ülkeleri arasında oluşturulacak
askeri bir ittifak hem siyonist terör rejiminin hem de ABD’nin bölge ile ilgili
planlarını boşa çıkaracaktır. Gazze’nin yeniden ayağa kalkmasına yönelik
projeler siyonist terör rejimi ve ABD’nin insafına bırakılmamalıdır. İslam
dünyası Filistin halkının kendi topraklarında huzur ve güven içinde yaşamasının
garantörlüğünü üstlenmelidir.
Diplomasinin
Gazze ve Batı Şeria’da Filistinlilere uygulanan soykırıma engel olamadığı
görülmüştür. Filistin’in korunmasının ve işgal rejiminin yayılmacılığının
önlenmesinin tek yolu askeri caydırıcılık ve direniş hareketlerinin
desteklenmesi ve güçlendirilmesinden geçmektedir.
HÜDA PAR GENEL
MERKEZİ
